Sayfalar

Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2014 Perşembe

Menajerler Gidiyor, Aracılar Geliyor




Bir yaz transfer sezonunun daha sonuna geldik. Avrupa’da ligler başladı. Şampiyonluk hedefiyle yola çıkan takımların çoğu, üç basamaklı milyon dolarlar seviyesinde transfer harcamaları yaparken, her zaman olduğu gibi taraftarlarını da katıldıkları kupaların en büyük favorileri olduklarına ikna etmiş durumdalar. Futbolcular ise gene hayallerindeki takımlara imza attılar!

Futbol dünyamızda olup biten bu gelişmeleri oyunun esaslı takipçileri olarak medyadan anbean takip ediyoruz. Tüm bu transfer sürecinin perde arkasındaki aktörler olan futbolcu menajerlerini ise çoğu zaman gözden kaçırmaktayız.

Her yıl olduğu gibi 2014 yaz transfer sezonunda da on binlerce futbolcu kulüplerini değiştirdiler. Birçoğu ise kulübüyle olan sözleşmelerini uzattı. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği FIFA’nın yayınladığı rapora  göre tüm futbolcu transferleri için ödenen miktar 3.7 milyar dolara yaklaşmış durumda.

Tüm bu transfer hareketleri sonucunda ise kazançlı çıkanlar her zamanki gibi futbolcu menajerleri oldu. Aynı rapora göre bu transferlere aracılık yapan menajerlerin aldıkları toplam komisyon miktarı bir sene önceye göre yüzde 31 oranında artmış.

FIFA, menajerlerin transfer piyasasındaki etkilerini azaltmak için önümüzdeki yıldan itibaren menajerlik müessesesini sona erdirme kararı aldı. Menajerler, yerlerini lisans almadan çalışacak olan ‘aracı’ kişi ve kurumlara bırakacaklar.
Emir Güney, Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Müdürü

FIFA yönetimiyse bu büyümeden hiç memnun değil. Menajerlerin transfer piyasasındaki bu etkilerini azaltmak için önümüzdeki yıldan itibaren menajerlik müessesesini sona erdirme kararı aldı. Bu durumda menajerler, yerlerini lisans almadan çalışacak olan ‘aracı’ kişi ve kurumlara bırakacaklar.

Peki, FIFA neden böyle kökten bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissetti? Bu sorunun cevabını menajerlik müessesesinin tarihsel gelişimini incelediğimizde görebiliyoruz.

1991: Menajerlere lisans zorunluluğu

FIFA, 1991 yılında futbolcu transferlerinde el değiştiren paranın üçüncü şahıslara giden kısmını regüle etmek için yeni bir sistem yaratır. Artık futbolcuların transfer dönemlerinde kulüplerle bağlantıya geçmesine aracılık eden ve bu hizmeti karşılığında komisyon alan kişiler, bir lisans sahibi olmak zorundadır. Bu lisansın adı ‘Futbolcu Menajeri Lisansı’ olarak tanımlanır. Bundan böyle FIFA, bu lisansı Zürih’te bulunan merkezinde, resmi dillerinden  birinde ve yalnızca yılda iki defa yaptığı sınav karşılığında verecektir. Menajerlik yapmak isteyenlerin, bu sınavın ücretini ödemek dışında bazı sigorta yükümlülükleri de olacaktır. FIFA, yaptığı bu değişiklikler sayesinde her isteyenin menajerlik yapmasının da önüne geçmiş olur.

Aslında o dönemde bu sistemin getirilmesindeki esas amaç, gelecek vadeden genç futbolcuların kariyerlerini, kişisel çıkarları (ör: daha fazla komisyon almak, rant sağlamak, bağlantı kurmak, vb.) uğruna heba eden üçüncü kişileri kontrol altında tutmaktır. Ancak 2000’li yıllara girilirken bu lisansın yalnızca Zürih’ten verilebiliyor olması, oluşan büyük başvuru rakamları nedeniyle sıkıntıya sebep olur. Dolayısıyla FIFA 2001 yılında Oyuncu Menajerleri Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyar ve lisanslama yetkisini ülke federasyonlarına devreder.

Sınav gene FIFA’nın resmi dillerinden birinde yapılacaktır. Her ne kadar kontrol federasyonlarda da olsa, merkezi sistem yine ağırlıktadır. Sınavda sorulacak yirmi sorunun on beşi FIFA, beşi ise ülke federasyonu tarafından hazırlanır. Dolayısıyla bu lisansı alabilmek için hala belirli bir düzeyde uluslararası hukuk ve spor yönetimi bilgisine ihtiyaç duyulmaktadır.

2008: Ulusal federasyonlar kontrolü ele alıyor

2008 yılına gelindiğinde ise FIFA yeni bir yönetmelik çıkarma ihtiyacı hisseder. Menajerlik başvurusunun bir hayli zor olması, sınavların yılda iki defa ve yalnızca FIFA dillerinde yapılıyor olması birçok insanı kayıt dışı menajerliğe itmiştir. Bunun önüne geçmek isteyen FIFA, ulusal federasyonlara kendi yönetmeliklerini hazırlama ve sınavları kendi dillerinde yapma yetkisini verir.

Bu değişimle birlikte menajerlik başvurularında yeniden patlama yaşanır. Ancak sınavın zorluğu ve başvuru koşullarının ağırlığı nedeniyle hâlâ her isteyen menajer olamamakta ve seçici süreç devreye girmektedir. Her ne kadar dünya çapındaki menajerlerin sayısı artmış olsa da, az sayıdaki menajer futbol piyasasına hükmetmeye devam eder.

Jorge Mendes’in 18 yıllık menajerlik kariyeri boyunca transferine aracılık yaptığı oyuncuların toplam değeri 1 milyar sterlini aşmış durumda.
Emir Güney, Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Müdürü

Bu menajerlerin en tanınmışlarından biri olan Jorge Mendes günümüzdeki en ünlü oyuncu portföyüne sahip menajer olarak göze çarpmakta. Real Madrid’den Cristiano Ronaldo, Pepe ve James Rodriguez, Manchester United’dan Falcao ve Angel di Maria, Chelsea’den Diogo Costa ve PSG’den Thiago Silva gibi elit düzeyde birçok oyuncunun temsilciliğini yapan Portekizli menajer, her transfer döneminde bu oyunculardan en az birinin transferine aracılık etmekte ve dolayısıyla ödenen büyük rakamlardan payına düşen komisyonu da almakta.

İngiliz The Mail gazetesinin 6 Eylül 2014 tarihli haberine göre, Mendes’in 18 yıllık menajerlik kariyeri boyunca transferine aracılık yaptığı oyuncuların toplam değeri 1 milyar sterlini aşmış durumda. Bir dönem Beşiktaş’ta oynayan Hugo Almeida da Mendes’in müvekkilleri arasında.

2015: Futbolcu menajerliği tarihe karışıyor

Geride kalan yirmi üç yılda menajerlerin transfer piyasasına yaptıkları müdaheleler FIFA’yı bir çözüm aramaya iter. Bu problemin en büyük çıkış noktası ise FIFA yönetmeliklerinin kapsamı dışında tutulan futbolcunun eşi, kardeşi veya ebeveynlerinin lisanssız menajerlik yapabilmesidir.

Bu süre zarfında kayıt dışı menajerlik çalışmaları nedeniyle birçok futbolcu ve kulüp mağdur durumda kalmış, ‘Menajer-oyuncu-kulüp’ üçgeni içerisinde sayısız dava açılmıştır. Sonuç olarak bu durumu hiçbir zaman tam olarak kontrol edemeyeceğini fark eden FIFA Yönetim Kurulu, 21 Mart 2014 tarihinde önemli bir karara imza atar. Menajerlik lisanslama sistemini 1 Nisan 2015 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldıracağını belirten FIFA,   ‘Aracılarla Çalışma Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyar.

Günümüzde menajerlerin aracı oldukları büyük transferlerden tek seferde milyonlarca dolar kazanç sağlama durumları söz konusu. Halbuki bu büyüklükte ücretlerin telaffuz edildiği ve genç futbolcuların kariyerlerinin henüz başında verecekleri kararları doğrudan etkileyen menajerlerin büyük bir çoğunluğu (yüzde 70-75) bu işi lisanslı olarak yapmıyor. Yani, FIFA’nın ve ulusal federasyonlarının herhangi bir regülasyonuna tâbi değiller. Bu da demek oluyor ki kulüpler, futbolcular ve federasyonlar ile lisanssız menajerler arasında hukuki bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda FIFA ve/veya ulusal federasyonların bu menajerler üzerinde hiçbir sportif ve maddi yaptırımda bulunma güçleri yok.

Mart 2014’te ilan edilen Aracılarla Çalışma Yönetmeliği’nin hedefi ise bu eksikliği gidermek. FIFA, aracılık sisteminin düzenlenmesinde tüm yetkiyi yerel federasyonlara bırakmış durumda. Aracıların tek sorumluluğu; sezon başında bağlı oldukları federasyona başvurup kendilerini kayıt ettirmeleri olacak. Yani, menajer lisanslama sürecinde olduğu gibi sınava girmek, büyük meblağlarda sigorta yaptırmak ve lisans alabilmek için diğer bürokratik işlemlerle uğraşmak zorunda değiller.

Aracılık sisteminin menajerlik sisteminden en büyük farkı FIFA’nın sınav sistemini tamamıyla ortadan kaldırmış olması. Artık bu görevi yerine getirmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler yalnızca kendi ülkelerinin federasyonuna başvuru yaparak isimlerini kayıt altına aldıracak ve başka bir işlem yapmalarına gerek kalmayacak.
Emir Güney, Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Müdürü

Tabii bu başvuruyu yaparken ‘Aracılık Beyannamesi’ni imzalamaları da gerekiyor. Bu döküman sayesinde ilgili ulusal federasyon ve FIFA, tüm aracılar üzerinde denetim yetkisi kazanmakta. Tüm bunlar FIFA’nın lisanssız menajerler ve lisansı olmadan menajerlik yapma hakkı olan kişiler karşısında yıllardır yaşadığı yetkisizlik probleminin de sona ermesi demek.

FIFA Aracılarla Çalışma Yönetmeliği’nin getirdiği yenilikler
 
Aracılık sisteminin menajerlik sisteminden en büyük farkı FIFA’nın sınav sistemini tamamıyla ortadan kaldırmış olması. Artık bu görevi yerine getirmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler yalnızca kendi ülkelerinin federasyonuna başvuru yaparak isimlerini kayıt altına aldıracak ve başka bir işlem yapmalarına gerek kalmayacak.

Aracılığın menajerlikten bir diğer önemli farkı ise aracılık hizmetinin tüzel kişilik olarak da verilebiliyor olması. Böylece çok ortaklı aracılık şirketlerinin oluşturulması ve futbol transfer piyasasının bu şirketler tarafından yönetilmesi önünde yasal bir engel kalmamış durumda.

Bu sistemin bir başka önemli özelliği ise yürürlükten kalkacak sınav sistemi sayesinde artık isteyen herkesin bu piyasaya girebilecek olması. FIFA’nın kendi üzerindeki baskıyı yok etmek için başvurduğu bu çözüm, daha şimdiden yeni oluşacak düzenin en büyük eleştiri noktalarından biri haline gelmiş durumda.

Sınav sürecine tâbi olmadan temsiliyet hakkı kazanan kişilerin, bu hakkı sınavla kazanmış olanlarla aynı spor yönetimi ve spor hukuku bilgi düzeyinde olmalarını beklemek hayalcilik olacaktır. Özellikle de kariyerlerinin başında bulunan genç futbolcuların verecekleri transfer kararlarında bu kişilerin yönlendirmeleri hayati rol oynayacaktır. Bu duruma karşı FIFA’nın yeni yönetmeliğinde aldığı tek önlem ise aracıların 18 yaşın altında transfer olan futbolculardan komisyon alamayacak olmaları.

Ulusal federasyonların FIFA’nın Mart 2014’te yürürlüğe koyduğu çatı yönetmeliği örnek alarak, ilgili ulusal yönetmeliklerini yayınlamaları ve aracılar için bir başvuru sistemini en kısa sürede uygulamaya geçirmeleri gerekiyor. Çünkü Nisan 2015 itibarıyla dünya çapında tüm futbolcu menajerlik lisansları geçerliliklerini yitirmiş olacaklar.

Karşıt görüşler

300’ü aşkın üyesi ile güçlü bir lobiye sahip olan İngiltere merkezli Oyuncu Menajerleri Birliği, FIFA’nın verdiği bu karara karşı Ağustos ayında Avrupa Komisyonu’na bir itirazda bulundu. Birliğe göre; yeni sistem kalifiye olup olmadığına bakılmadan herkesin menajerlik yapmasını sağladığı için aslında şu anda yürürlükte olan sistemden daha da tehlikeli.

Yeni sistemle birlikte, futbolla alakası olmayan birçok insanın sırf para kazanmak için bu alana girmek isteyeceği ve transfer piyasasının tamamen bir rant alanına dönüşeceği iddia ediliyor. Sonuç olarak sporcunun geleceğinin ön planda olmadığı, kâr odaklı yeni bir düzenin hüküm sürme ihtimali bir hayli yüksek görünüyor.
Bu değişimin en büyük etkisini şüphesiz şu anda aktif olarak lisanslı menajerlik yapan kişiler hissedecekler.

FIFA’nın Ağustos 2014 verilerine göre dünyada kayıtlı 6 bin 384 adet lisanslı futbolcu menajeri var. Ancak bu rakama futbolcunun ebeveyn, eş ve kardeşi olarak lisanssız menajerlik yapan kişiler dahil değil. Dolayısıyla aktif ve yasal olarak bu işi yapan kişi sayısı aslında çok daha fazla. En çok lisanslı menajere sahip ülke ise 1062 menajerle İtalya. İtalya’yı 609 menajer ile İspanya, 547 menajer ile İngiltere, 455 menajer ile Almanya ve 224 menajer ile Arjantin takip ediyor. Türkiye ise 176 menajerle bu listede sekizinci sırada bulunuyor.

FIFA, menajerlere karşı yıllardır verdiği savaşı kazanamayacağını anladığı anda çözümü, sistemi tamamen ortadan kaldırmakta buldu. Yeni düzende tüm sorumluluk aracıları kullanan futbolcular ve kulüplerde olacak. Ancak 1991’de ilk lisanslar verilmeye başlandığında o zamanın şartlarında çok başarılı olması beklenen menajerlik sisteminin bugün geldiği nokta ortada. Yeni sistemin işleyişinin ne kadar verimli olacağını ve bahsi geçen sorunları çözüp çözmeyeceğini ise bizlere zaman gösterecek.

Bu yazı 8 Ekim 2014 tarihinde Al Jazeera Türkiye websitesinin Spor bölümünde Görüş Yazısı olarak yayınlanmıştır.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Dünya Kupalarında Ev Sahibi Olan Ülke Avantajlı Mı?




Olimpiyat Oyunları ve FIFA[1] Dünya Kupası gibi küresel kapsamda düzenlenen spor organizasyonları, düzenlendiği ülke ve şehirler için her zaman büyük bir tanıtım imkânı olmuştur. Her ne kadar bu organizasyonların finansal olarak ev sahibine olumlu geri dönüşleri olmayabilse de, sportif anlamda olumsuz bir etkisi olduğu şimdiye kadar görülmedi. Hatta bu yazıda paylaşılacak istatistikler ev sahibi olmanın olumlu etkisini doğrulamakta.

2014 yazında Brezilya’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası futbol tarihindeki yirminci Dünya Kupası olma özelliğini taşıyor. İlki 1930’da Uruguay’da düzenlenen bu organizasyon, o zamanki halinden bir hayli uzaklaşmış durumda. 1930’da yapılan ısrarlı davetlere rağmen ancak 13 takımla oynanabilen bu turnuvaya günümüzde 200’den fazla ülke iki sene boyunca yaptıkları eleme maçları sonucunda katılabiliyor. Kupanın günümüzdeki katılım kontenjanı ise yalnızca 32 takım.

Uruguay’ın ilk ev sahibi olma ünvanına ulaşmış olması bir tesadüf veya kayırmacılık sonucu olmuş değil. Uruguay futbol milli takımı 1924 ve 1928 Olimpiyat Oyunlarında altın madalya kazanan ve o zaman dünyanın en iyi takımı olarak görülen bir takım. Dolayısıyla ilk defa dünya çapında bir futbol turnuvası düzenleneceği zaman akla ilk gelen ülke de Uruguay olmuş. Aynı zamanda 1930 yılı Uruguay Anayasası’nın yazılışının da yüzüncü yılına denk geliyor. Dolayısıyla bu Latin Amerika ülkesinin ilk kupaya ev sahipliği yapmış olması için birçok geçerli sebebi var.

Uruguay ilk Dünya Kupası’nı kazandığında kimse şaşırmamış. Hatta finalde Arjantin’i 4-2 yendiklerinde ilk yarısı Arjantinlilerin getirdiği topla oynanmış ve 2-1 Arjantin öne geçmiş. İkinci yarıda ise Uruguaylıların topu ile oynanınca maçı Uruguay 4-2 kazanmış ve ilk kupanın sahibi olmuş[2]. Ev sahibi olma avantajını daha ilk organizasyonda bile görebiliyoruz.

Her dört yılda[3] bir düzenlenen futbolun bu zirve organizasyonunda her turnuva sonrası ev sahipliği yapmak için de bir yarış ortaya konuyor. Ev sahibi ülkenin elemelere katılmadan doğrudan turnuvaya giriş hakkının olmasının yanı sıra, yukarıda da belirtildiği gibi bu hak aynı zamanda küresel anlamda büyük bir tanıtım ve pazarlama imkânını da bereberinde getiriyor. Dolayısıyla FIFA artık bu seçimi 200’den fazla üyesinin verdiği oylar ile belirliyor.

FIFA’nın oylaması sonucunda kazanan ülkenin bu organizasyonu planlaması için tam yedi senesi oluyor. Yedi sene içerisinde tüm stadyumların, ulaşım ve konaklama imkânlarının ve tüm hizmet planlamasının yapılması gerekmekte. Sonucunda ise ev sahibi takım kendi taraftarları önünde bu büyük turnuvaya çıkma avantajına sahip. Taraftar desteği ve kendi stadyumlarınızda oynamanın avantajı ise genelde ev sahibi takımın beklenenin bir üzerinde sportif başarıya ulaşmasını sağlıyor.

Her ne kadar FIFA tüm dünyayı (altı kıtayı[4]) kapsayan bir organizasyon yapısında olsa da, her dört yılda bir yaptığı bu etkinliği 2002 yılına kadar yalnızca üç kıtada düzenlemişti. 2002’de Güney Kore & Japonya’da ve 2010’da Güney Afrika’da düzenlenen Dünya Kupaları sayesinde bu rakam beş kıtaya ulaştı. Henüz Okyanusya (Avusturalya) kıtası bu organizasyona ev sahipliği yapmış değil. Geride kalan yirmi kupanın ev sahipliği istatistiklerinde ise Avrupa kıtası açık ara önde: Avrupa (10), Güney Amerika (5), Kuzey Amerika (3), Afrika (1) ve Asya (1).

Ev sahipliği yapan kıtaların kazanma oranlarına baktığımızda organizatör olmanın avantajını açıkca görmekteyiz: Avrupa 9[5]/10 (%90) , Güney Amerika 4/4[6] (%100), Kuzey Amerika 0/3 (%0), Afrika 0/1 (%0) ve Asya 0/1 (%0). Görüldüğü gibi ev sahipliği yapma hakkı beş kıtaya yayılmış olsa da kazanma oranları yalnızca iki kıtaya yayılmış durumda: Avrupa ve Güney Amerika. Bu iki kıtanın diğer kıtalara göre futbol kültürleri, altyapı imkânları, dünya kupalarına katılırken FIFA’nın sağladığı kontenjanlar[7] ve benzeri diğer avantajları mevcut. Ancak bu iki kıta arasındaki rekabette de ev sahibi kıtanın ezici bir üstünlüğü olduğunu görebiliyoruz.

Kıtalar bazında ev sahipliği oranları aslında genel anlamda bir ev sahibi avantajı olduğunu bizlere kanıtlar nitelikte. Ancak ülkeler bazında baktığımızda bu avantajı daha az oranda olsa da yine görebilmekteyiz. 1930’da Uruguay, 1934’te İtalya, 1966’da İngiltere, 1974’te Batı Almanya, 1978’de Arjantin ve 1998’de Fransa hem ev sahibi hem de şampiyon olma onuruna sahip olmuş. Yirmi organizasyonun altısında ev sahibi ülke mutlu sona ulaşmış ve dolayısıyla %31,5[8] gibi bir başarı oranı söz konusudur.

Başarıyı yalnızca şampiyonluk olarak kabul etmek aslında doğru değil. 1930’da 13 takım, 1934-1978 tarihleri arasında 16[9] takım, 1982-1994 tarihleri arasında 24 takım ve 1998’den itibaren de 32 takım bu turnuvada grup aşamasına katılma hakkı kazandılar. Birçok ülke için yalnızca bu kupaya grup aşamasından katılmak bile başarı sayılabilir. Özellikle Afrika ve Asya kıtaları gibi hem altyapı hem de futbolcu gelişiminin diğer kıtalara göre geride kalmış olduğu düşünülürse, bu kıtaların takımlarının yarı final, hatta çeyrek final oynaması bile büyük başarı sayılabilir. Zaten Avrupa, Güney Amerika ve Kuzey Amerika kıtaları dışında bir dünya kupasında grup aşamasını veya ilk turu geçebilen ilk kıta 1966’da Asya kıtası[10] olmuştur. Afrika kıtası ise grup aşamasını/ilk turu geçebilen ilk takımını görebilmek için 1986 Meksika’yı bekleyecektir[11].

Son olarak ev sahipliği yapma ve yarı finale kalma oranlarını ülkeler bazında incelersek istatistiksel olarak ev sahibi ülkelerin başarısını da gözler önüne sermiş olacağız. 1930’dan günümüze kadarki yirmi organizasyonda ev sahibi ülkenin grup aşamasını/ilk turu geçemediği yegâne kupa 2010 Güney Afrika’dır. Ev sahibi ülkenin bir dünya kupasında yarı finale kalamama durumu ise yalnızca yedi[12] defa gerçekleşmiş.

Dünya Kupası her ne kadar ismiyle tüm dünyayı kapsıyor gibi olsa da başarılı olma istatistiklerine bakıldığında Avrupa ve Güney Amerika kıtalarının ezici bir üstünlüğü gözlerden kaçmıyor. Kupanın tarihinde yarı finale bu iki kıta dışından kalabilen yalnızca iki takım olabilmiş: Meksika (1930) ve Güney Kore (2002). Final aşamasına kalabilen ise olmamış. Her ne kadar Dünya Kupası diyor olsak da, şimdiye kadar Güney Amerika – Avrupa çekişmesi şeklinde geçen bu organizasyonda umarız önümüzdeki yıllarda daha fazla kıtayı da yarı finallerde ve hatta final maçında görme şansına erişebiliriz.

REFERANSLAR

[1] Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği
[2] World Cup History – Uruguay 1930". BBC Sport (BBC). 11 Nisan 2002. 7 Temmuz 2014 tarihinde erişildi.
[3] İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1942 ve 1946 yıllarında bu organizasyon düzenlenmemiştir.
[4] Dünyada yedi kıta var olduğu kabul edilse de Antartika kıtasında FIFA üyesi ülke olmadığı için altı kıta FIFA’da temsil ediliyor.
[5] 1958’de İsveç’te düzenlenen Dünya Kupası’nı Brezilya kazanmış ve bu istatistiğin %100 olmasını engellemiştir. Final maçında da ev sahibi İsveç’i mağlup etmiştir.
[6] Bu yazı yazıldığında Brezilya 2014 Dünya Kupası’nda Yarı Final maçları henüz oynanmamıştır. Dolayısıyla Brezilya 2014 ev sahibi olma istatistiklerine dâhil edilmiş olsa da, başarı istatistiklerine ancak yarı final düzeyinde dâhil edilmiştir.
[7] FIFA her kıtaya aynı kontenjanı vermemektedir. Örneğin 2014 Brezilya için Avrupa kıtasının 13 kontenjanı varken Güney Amerika’nın yalnızca 6 katılım kontenjanı vardır. Bu karar tamamen FIFA Yönetim Kurulu’nun tasarrufundadır.
[8] Bu yazı yazıldığında Brezilya 2014 Dünya Kupası’nda Yarı Final maçları henüz oynanmamıştır. Eğer Brezilya ev sahibi olduğu kupayı kazanırsa bu oran %35’e yükselecektir.
[9] 1938 ve 1950 Dünya Kupalarına son anda turnuvadan çekilen takımlar olması dolayısıyla yalnızca on beşer takım katılabilmiştir.
[10] Kuzey Kore 1966 İngiltere’de Çeyrek Final’e kalmış ancak Portekiz’e 5-3 yenilerek Yarı Final şansını kaçırmıştır.
[11] 1986 Meksika’da Fas takımı İngiltere, Portekiz ve Polonya’nın da bulunduğu grubu lider bitirmiş ve Son 16’ya kalmıştır. Ancak bu turda turnuvanın favorilerinden Batı Almanya ile eşleşen Fas maçı 1-0 kaybeder ve turnuvaya veda eder. Dünya kupalarında ilk defa çeyrek final gören Afrika takımı ise 1990’da bu ünvana erişen Kamerun takımıdır.
[12] 1938 Fransa, 1954 İsviçre, 1970 Meksika, 1982 İspanya, 1986 Meksika, 1994 ABD ve 2010 Güney Afrika. 2002’de ev sahibi olan ülkelerden Güney Kore yarı finale kaldığı için bu kategoriye dâhil edilmemiştir.

(Bu yazı khas Panorama Dergisi'nin on beşinci sayısında yayınlanmıştır.)