Sayfalar

İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2013 Salı

Winning the 2020 Olympics: Miracle or Financial Burden?



In 1992, Istanbul was one of the candidate cities to hold the 2000 Olympic Games along with Berlin, Manchester, Beijing and the eventual winner Sydney. That nomination was only the beginning of a long journey for Istanbul. During the last 21 years, Istanbul has been the candidate city for 2004, 2008, 2012 and lastly 2020 Games. First four nominations were failures but the city have learnt a lot about the process during these years. For 2020, Istanbul seems to be the favorite candidate if we consider the long nomination history and the the fact that Tokyo and Madrid had been given the right to host the Games before. Of course there are many factors to be considered, but these two can be considered as the prominent ones.

The important question here is that if Istanbul wins the 2020 Olympics, is it going to be the sign of a bright future for the Turkish sport, or is it going to be a short-term excitement and long-term financial burden for the city? The answer to this question depends on the strategic management decisions to be given by the Istanbul Olympic Games Organizing Committee and the Municipality of Istanbul.

We can divide this analysis into three parts: Organizational, Financial and Cultural Expectations.
From an organizational point of view, the organizing committee has a huge role. Istanbul has a 12 million population and the major problems will be the logistical difficulties concerning tight schedules of the various competitions. Although there has been major sports tournaments organized in Istanbul recently (i.e. 2010 World Basketball Championship, 2012 World Swimming Championship (25m) and so on), none of them were multi-sport or multi-venue events. Therefore it was relatively easy to organize an event under one facility. On the other hand, Olympic Games will be a multi-sport event with simultaneous  competitions going on all around the city. It is going to be a major challenge.

From a financial point of view, we can see that there are many examples of Olympics that have caused heavy financial burdens for the city it was held in. The worst example in my knowledge is the Montreal 1976 Games which had created hundreds of millions of dollars debt to be paid by the municipality government over a course of 30 years after the games have finished. Also on the other hand there is the 1984 Los Angeles Olympic Games which was known to be the first Olympic Games that was organized totally by the support of private companies, therefore creating almost no burden on the city government. Istanbul has to choose wisely how to deal with the financial burden of the highly demanding Olympic Games and form a thorough strategic plan accordingly.

From a cultural point of view, the biggest challenge for Istanbul will definitely be to attract the citizens to follow the games live at the stadiums/arenas/courts etc. The major problem with the Turkish audience will be to create an interest to watch 'non-football' games. Unfortunately, Turkey is a pro-football country and even the government does not give enough emphasis on other sports. Only football is accepted legally as a professional sport and only the football federation has a separate law of establishment in order to make it fully autonomous. The rest of the sports have individual autonomous federations but they are all governed under one umbrella: The Sports Directorate General under the Youth and Sports Ministry.

The major challenge of organizing the 2020 Games will be how to create a sporting legacy for the future generations. If we are to forget the Olympics when the 2020/21 football season starts, then all the effort put together by thousands of people since the first nomination in 1992, will be for nothing. Of course hosting the Olympic Games will be a priceless marketing opportunity for the city and for the country, but it should be a secondary reason behind the sporting legacy it will leave for the people of Turkey. The best example of this legacy creation can be seen at the city of Barcelona. After hosting the 1992 Olympics, Barcelona has become one of the best sporting cities around Europe and also one of the best touristic locations because of the publicity the Olympics has brought. Not only Barcelona, but whole Spain has taken advantage of this opportunity and prospered as a sports nation. Currently Spain is considered as one of the most successful sporting countries of Europe for the last 20 years in general.

Istanbul has the potential to host one of the most successful Olympics ever held in the history of the Games. It is a bridge between the West and the East and although football is the most followed sport in Turkey, people are open to engage with different sports if the right opportunity is given to them. It is hard to create a sporting culture in 7 years, but if the Olympic Games are given to Istanbul, that may be the spark we need to prosper as a fully sporting country.

Published at www.globalsportsjobs.com on 27 February 2013. 

13 Temmuz 2012 Cuma

2020 İstanbul Olimpiyat Oyunları: Gurur ve Endişe






Bu yaz Modern Olimpiyat Oyunları’nın otuzuncusu Londra’da düzenleniyor. Fransız Pierre de Coubertin’in öncülüğünde ilki 1896’da gerçekleştirilen Olimpiyat Oyunları aslında binlerce yıl eskiye dayanan bir geleneğin günümüze yansımış hali. Günümüzdeki oyunların atası olan ve ‘Antik Olimpiyat’ olarak adlandırılan bu oyunlar, kesin kanıtlara dayanmasa da milattan önce 9. yüzyıl civarlarına kadar tarihlenmiş durumda.

21. yüzyıla geldiğimizde ise Olimpiyat Oyunları’nın binlerce yıllık geçmişindeki misyonundan biraz uzaklaşmış olduğunu görüyoruz. Her ne kadar Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) düzenlenen her Olimpiyat’ı ‘Olimpik Ruh’ çerçevesinde korumaya çalışsa da, küresel anlamda ilgi çeken bu etkinlik, televizyon yayını ve internet sayesinde milyonların canlı olarak takip ettiği ve bütçesinin milyar dolarlar seviyesine geldiği dünya çapındaki en büyük spor organizasyonu haline gelmiş durumda.

İstanbul 2020 Oyunları için aday

Modern oyunların başladığı 19. yüzyılın sonundan bu yana olmasa da Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin (TMOK) kurulduğu 1908 yılından itibaren birçok sporcumuz bu oyunlara katılmış ve çeşitli başarılar elde etmiştir.

Olimpiyat Oyunları’nın Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise aslında yoğun olarak son 25 yıla yayılmış durumda. 1990’ların sonunda ilk defa 2000 Olimpiyat Oyunları için adaylığını koyan İstanbul bu adaylıkta istediğini bulamamış ve 2000 Olimpiyat Oyunları Avusturalya’nın Sidney şehrine verilmişti.

2000 yılı için yapılan bu adaylık başvurusu İstanbul için bir ilkti ve uzun yıllar yapılacak 'başvuru serisi'nin de başlangıcı olacaktı. 2004, 2008 ve 2012 Olimpiyat Oyunları için yapılan başvurularda sırasıyla Atina, Bejing ve Londra’ya karşı yarışı kaybeden İstanbul ve TMOK, artık ciddi bir strateji belirlemeye karar vermiş ve bu minvalde 2016 Olimpiyat Oyunları için aday olmamıştı. Böylece 2020 Oyunları için daha iyi hazırlanabilecek ve beşinci defa yapacağı bu başvuruda mutlu sona ulaşabilecekti.

İstanbul, Temmuz 2011’de verilen dosya ile aday kent olabilmek için IOC'ye başvurusunu yaptı. Ocak 2013’te ise son adaylık dosyası IOC’ye teslim edilecek ve 2020 Olimpiyat Oyunları’nın ev sahibi ülke 7 Eylül 2013’te gerçekleştirilecek 125. IOC Genel Kurul’unda açıklanacak.

Olimpiyatların Organizasyonu: Rüya mı, kabus mu?

Modern Olimpiyat Oyunları’nın tarihine ve her oyunun ardından yayınlanan detaylı raporlara baktığımızda bir Olimpiyat’ı düzenlemenin evsahibi şehire katkı mı sağlayacağını yoksa o şehri ekonomik bir uçuruma mı sürükleyeceğini önceden kestirmek zor. İstanbul’un adaylığı Türk sporu için paha biçilemez derecede önemli olsa da, eğer düzgün planlama yapılmazsa önümüzdeki on yıllar boyunca ülke ekonomisini zorlayacak borç batağına neden olunabilir.
Geride kalan 30 Olimpiyat’ı (Yaz Olimpiyat Oyunları) incelediğimizde birbirine yıl olarak çok yakın iki Olimpiyat’ın bu konuda iki zıt örnek teşkil etmekte olduğunu görebiliriz. Oyunlar tarihinin en çok zarar eden etkinliği olan 1976 Montreal (Kanada) Olimpiyat Oyunları ile en çok kâr eden etkinliği olan 1984 Los Angeles (Amerika Birleşik Devletleri) Olimpiyat Oyunları.

Dünyanın en kapsamlı spor organizasyonunu düzenlemek için öncelikle yapılması gereken, Oyunlar’ın ev sahipliği kazanıldıktan sonra mümkün olan en kısa sürede stratejik planlamanın yapılması ve ardından finansal bütçenin oluşturulması olacaktır. Montreal Olimpiyat Oyunları Organizasyon Komitesi’nin (COJO) en büyük hatası ise daha en başında, yani planlama aşamasındaydı. COJO’nun hatası, 1970’te kazandığı ev sahipliğinin ancak üç sene sonrasında, yani 1973 yılında ilgili yasayı bölgesel hükümetten geçirmeyi başarabilmesi ve organizasyon çalışmalarına Oyunlar’a sadece üç yıl kala başlayabilmesiydi.

Tarihin ekonomik anlamda en kötü yönetilmiş Olimpiyat’ı olarak kabul edilen Montreal 1976’nın yaptığı ikinci büyük hata ise daha önce düzenlenen Olimpiyatlarda da aynısının yaşanmasına rağmen organizasyonun getireceği mali yükün büyük bir kısmının şehre yüklenmiş olması ve her zaman olduğu gibi hesaplanan gelir rakamlarına ulaşamayınca da, bu borcun Oyunlar’ın bitmesinin ardından on yıllarca ödenmek zorunda kalınmasıdır. Yani COJO, daha önceki Olimpiyatlardan ders çıkaracağına aynı yöntemi izlemiş, yerel ve bölgesel hükümetin bürokratik çıkmazları yüzünden de sadece 3 sene içerisinde bütün etkinliği planlamak zorunda kalmıştı. Sonuç ise en başta belirttiğimiz gibi hüsran oldu. 


Los Angeles 1984: Ekonomik Mucize

1976’da Montreal’de yaşanan facianın yankıları 80’lere gelindiğinde Olimpik camiada hala sürmekteydi. Finansal ve idari anlamda yetersiz kalan bu organizasyon, bundan sonra aday olacak şehirler için aslında çok iyi bir örnek teşkil ediyordu. Montreal’den çıkarılacak ders, Olimpiyatların sadece devlet desteğine güvenerek planlanamayacağı ve bu planlama aşamasının mümkün olan en kısa sürede başlaması gerektiğiydi.

İşte bu iki derse çok iyi çalışacak olan Los Angeles Olimpiyat Oyunları Düzenleme Komitesi (LAOOC) özellikle kendilerinden önce düzenlenen üç Olimpiyat’ı çok iyi analiz etmişti: Münih ‘72, Montreal ‘76 ve Moskova ‘80. Münih ve Moskova’da düzenlenen oyunlar, Olimpiyatların organizasyon yönünden çok politik yönleriyle ses getiren etkinlikler olmuştu. Münih’te Yahudi sporculara karşı düzenlenen saldırı ve Moskova’da Sovyet Rusya hükümetine protesto amaçlı olarak yapılan tarihin en büyük Olimpiyat protestosu nedeniyle bu iki organizasyonun sportif yönü ikinci planda kalıyordu.

LAOOC’nin organizasyon planlaması büyük oranda Montreal’den çıkarılan derslere dayanacaktı. Amerikan Olimpiyat Komitesi’nin o dönemki başkanı Peter Ueberroth’a göre çok iyi bir idari ve finansal planlama ile hiç devlet desteği olmadan da bir Olimpiyat düzenlenebilir ve finansal bir krize neden olmadan gelecek nesillere olumlu bir miras bırakılabilirdi. Time dergisinin ‘1984 Yılın Adamı’ ödülüne layık göreceği Ueberroth, bu stratejisiyle daha sonra düzenlenecek Olimpiyat Oyunları’nın da kaderini değiştirecekti.

Los Angeles 1979 yılında Oyunlar’ın ev sahipliğini kazanır kazanmaz, LAOOC özel bir firma ile anlaşıp finansal bir plan hazırlattı. Bu plana göre LAOOC’nin finansal stratejisi iki ana temel üzerine oturtulacaktı. Birincisi, erkenden sponsorluk anlaşmalarının yapılması ve sponsor olan firmanın yapacağı ödemenin büyük bir bölümünü hemen ödemesiydi. İkincisi ise Oyunlar’ın yayın ihalesine katılacak medya kuruluşlarının depozito olarak (kazanamayanlara geri ödenecek şekilde) 500.000$’lık ödeme yapmalarının istenmesiydi. Böylece 5 yayıncı kuruluş ihaleye gireceğini bildirdi ve buradan 2.500.000$’lık bir kaynak oluşturulmuş oldu.

Sponsorlardan da alınan ödemeleri bu miktara ekleyen LAOOC müthiş bir başlangıç gelirine sahip olmuştu. Toplanan bu fon da hemen yüksek bir faiz oranı ile yatırım olarak kullanıldı. Bu yatırımdan gelecek düzenli faiz geliri LAOOC’nin organizasyonu için büyük bir hareket imkanı sağlayacaktı. Bu modeli ilk defa kullanan Los Angeles, tüm dünyaya devletin mali desteği olmadan bu çapta bir organizasyonun nasıl yönetilebileceğini de göstermiş oldu.

Los Angeles ve Montreal’in bu kadar zıt sonuçlar doğrumasındaki tek neden planlama ve mali politikalar değil ebette. Los Angeles’ta hali hazırda bulunan tesislerin Montreal’dekinden katbekat fazla sayıda olması ve Amerika’nın özellikle Yaz Olimpiyat Oyunları’nda Kanada’ya göre daha fazla sporcuya ve daha geniş bir kültürel altyapıya sahip olması da bu konuda hiç şüphesiz büyük etken. Ancak bu nedenler bile Montreal’in ortaya çıkardığı 1 milyar dolarlık zararı ve Los Angeles’ın 250 milyon dolarlık kârını açıklamaya yetmeyecektir.

İstanbul Olimpiyat Oyunları’nı düzenlemeye hazır mı?

Bu iki uç örneği inceledikten sonra bir Olimpiyat organizasyonunu düzenlemenin ne kadar ciddi finanasal planlama ve öngörü istediğini görmüş olduk. Adaylık süreci açık olan son altı Olimpiyat’ın beşine aday olmuş ve dördünden başarısızlıkla ayrılmış bir şehir olarak İstanbul’un her şeye rağmen paha biçilemez bir avantajı var: Bu süreçte kazanan ve kaybeden şehirlerin stratejilerini inceleme ve buna göre hazırlanma imkanı. Ayrıca 2020 için başvuran diğer adaylara baktığımızda (Bakü, Madrid, Doha ve Tokyo) İstanbul’un bu sefer belki de hiç olmadığı kadar kazanmaya yakın olduğunu görüyoruz.

Olimpiyat Oyunları’nın ülkemizde düzenlenmesi Türk spor tarihinin doruk noktası olacaktır. Son yıllarda büyük sportif organizasyonları başarıyla düzenlesek de, Olimpiyat Oyunları için seçeceğimiz stratejiyi çok iyi belirlememiz gerekiyor. Tercih edeceğimiz yol, bizi yıllarca gururlandıracak ‘Los Angeles’ mucizesi gibi de olabilir, önümüzdeki yıllara endişe ile bakacağımız bir ‘Montreal’ faciasına da dönüşebilir.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Spor ile Toplumsal Bütünleşme: 2012 Avrupa Spor Başkenti İstanbul


1985 yılında Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri ‘Avrupa Kültür Kenti’ kavramını ilk kez öne sürmüş ve ilk ünvan aynı yıl Yunanistan’ın Atina şehrine verilmişti. Bu ünvanın alınması belki Atina şehrinde büyük değişikliklere neden olmadı ama o günden bugüne bakıldığında kentte düzenlenen kültür ve sanat faaliyetlerinin sayısında ve kalitesinde bir artış olduğu aşikar. 1985’ten beri her yıl verilen bu ünvanı 2010 yılında İstanbul şehri de kazanmış ve ‘Avrupa Kültür Başkenti’ kisvesi altında birçok sanatsal ve kültürel etkinlik gerçekleştirilmişti.

2010 yılında ünvanı alan İstanbul, aynı yıl içerisinde ‘2012 Avrupa Spor Başkenti’ olabilmek için de başvurusunu sessiz sedasız gerçekleştirmişti. 2010 yılı Kasım ayına geldiğimizde Avrupa Spor Başkentleri Birliği’nin (ACES) Seçici Kurul’u 2012 için tercihini açıkladı ve İstanbul henüz kültür başkenti ünvanını devam ettirirken iki sene sonrası için ‘Avrupa Spor Başkenti’ ünvanını da kazanmış oldu. Tabii ki ünvanı kazanmak sadece bir başlangıç, önemli olan ACES’in verdiği bu ünvana şehrin layık olduğunu gösterebilmek.

ACES, 2001 yılından beri her yıl 'Spor Başkenti' ünvanını bir Avrupa Birliği ülkesi şehrine veriyor. Türkiye Birlik üyesi olmasa da Avrupa Birliği ile yapılan özel anlaşmalardan dolayı bu kategoride değerlendiriliyor. Aslında ACES’in verdiği tek ünvan bu değil. Her yıl şehirlere üç farklı kategoride ünvan veriyorlar: Avrupa Spor Başkenti, Avrupa Spor Kenti ve Avrupa Spor Şehri (European Capital of Sport, European City of Sport & European Town of Sport).


Üç farklı kategorinin temel ayrılma noktası ise verildikleri şehirlerin nüfus sayıları. Avrupa Spor Başkenti olabilmek için aday olan şehrin en az 500.000 nüfuslu olması gerekiyor. 25.000 ile 499.999 kişi arasında nüfusu olan kentler ise Avrupa Spor Kenti kategorisine başvurabiliyorlar. 25.000’in altında nüfusa sahip olanlar ise ancak Avrupa Spor Şehri ünvanını almaya hak kazanabiliyor.

ACES her yıl en fazla bir adet Başkent, 9 adet Kent ve 18 adet de Şehir ünvanı verebiliyor. Bu kategoriler altında seçilen şehirlerin sorumluluklarının içeriği aynı, yalnızca çapı farklılık arz etmekte. Örneğin bir spor başkenti seçildiği yıl için en az 36 tane uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel anlamda spor organizasyonu düzenlemekle yükümlü. Bu organizasyonlara ACES delegelerinin de katılımının gerçekleşmesi gerekiyor. Sorumluluk anlamında spor kentlerinin 24, spor şehirlerinin ise 12 organizasyon düzenlemesi ACES Tüzüğü’nde asgari sınırlar olarak belirlenmiş.

Gelelim ACES’in bu ödülü vermesindeki esas amacına, yani İstanbul’un 2012 yılı için sorumluluklarına. ACES’in böyle bir ödül yaratmasındaki ana gerekçe, sporun toplumları bütünleştirici, yaşam standartlarını yükseltici, etik değerleri koruyucu ve sağlıklı bireyler oluşturucu özelliklerini ön plana çıkartarak söz konusu şehrin sporu kullanarak toplumsal gelişimini sağlamak. Dikkat edildiğinde bu amacın aslında Olimpiyatlar'ın amacıyla çok benzeştiğini görebiliyoruz. Zaten Avrupa Olimpiyat Komitesi ve Avrupa Birliği Komisyonu ACES’in ana ortakları durumunda.

Peki, Avrupa Spor Başkenti ünvanı alan bir kent bu süreçte ne yapmalı? ACES yönetim kurulu Olimpik gelenekleri de göz önünde bulundurarak beş genel hedef oluşturmuş:

1) Egzersiz yaparken zevk alma,
2) Başarı için istek duyma,
3) Sosyal deneyim yaşama,
4) Fair Play’i öğrenme,
5) Sağlığı geliştirme.

İşte bu beş temel prensip İstanbul’un 2012 yılında Spor Başkenti ünvanı ile düzenleyeceği tüm aktivitelere temel teşkil edecek. Biraz açmak gerekirse, düzenlenecek organizasyonlarda nelere dikkat edilmesi gerekildiğini şöyle sıralayabiliriz:

1) Öncelikle, Spor Başkenti ünvanı şehirlere verildiği için yapılacak etkinlikleri kontrol edecek kurumlar da belediyeler oluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin spor organizasyonunu yöneten kurum da Spor AŞ olduğuna göre, aslında 2012 yılındaki düzenlenecek tüm organizasyonlar bu kurumun kontrolünde yapılacaktır. Bu noktada ilk hedeften yola çıkarsak, bireylere ve topluma bir bütün olarak hem eğlenme hem de vücut geliştirme anlamında spor yaptırmak için Spor AŞ’nin spor kulüpleri, sağlık kuruluşları, okullar ve gençlik kulüpleri ile organize bir şekilde çalışması gerekecek. Ancak bu şekilde egzersiz yaparken zevk alan ve sağlıklı gelişen bireyler ortaya çıkacaktır.

2) Sporun eğlencesinin yanında bireylerin başarı kazanma anlamındaki arzularını da karşılayabilmek için yaş aralığı ve hedef gruplar dikkate alınarak çocuklar, öğrenciler, çalışanlar ve yaşlılar için çeşitli turnuvalar düzenlemesi gerekmektedir. Bu noktada Modern Olimpiyatlar’ı hayata geçiren Baron de Coubertin’in sözü yol gösterici nitelikte: “Kazanmak en önemli şey değildir, ama yarışmak öyledir; en sonunda zafer değil başarı mühimdir.”

3) Özellikle bilgisayar oyunları ve televizyonun gençler üzerindeki olumsuz etkilerinin giderek arttığı çağımızda, sporun gençlere sosyal bir deneyim kazandırma konusundaki önemi had saffadadır. Bu noktada belediyelerin spor kulüpleri ve ilgili diğer kuruluşlarla iletişime geçip sınıf, jenerasyon ve ırk ayrımı yapmadan herkesi bir araya toplama görevini üstlenmesi gerekiyor. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi anlamında öncelikle tüm bireylerin ortak bir paydada buluşması çok önemli. Spor da bu noktada en doğru etken konumunda.

4) İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı kozmopolit bir şehirde birbirinden farklı milliyetten ve kültürden oluşan birçok topluluk yaşamakta. Önceki maddelerde de bahsettiğimiz gibi bu toplumları ortak bir noktada toplamanın belki de en kolay yoludur spor yapmak. Ancak sadece spor imkanı sağlamak ile bu grupların iyi anlaşmaları sağlanamaz. Bu noktada sporun özünde olan ‘fair play’ nosyonunu da aşılamamız gerekiyor. Spor kulüpleri, okullar, gençlik kulüpleri ve benzeri gruplara çeşitli spor salonları, spora alanları ve spor teçhizatı sağlayacak olan belediyelerin aynı zamanda sporun kurallarını da fair play çerçevesi altında katılımcılara öğretmesi gerekecek. Ancak bu şekilde spor yapmak/yaptırmak hedefine ulaşılacak ve toplumsal bütünlük sağlanacaktır.

5) Son olarak, sağlığı ve genel refahı arttırmak için belediyelerin, spor kulüpleri, sağlık sigortası firmaları, okullar ve bağımlılığa karşı destek birimleri gibi çeşitli kuruluşlarla ortak çalışmalar yapması, halkı spor yapmaya teşvik ederken aynı zamanda kötü alışkanlıklardan da uzak tutması gerekiyor. Bu şekilde hazırlanacak spor programları ile öncelikle gençlerin, yetişkinlerin, hastaların ve yaşlıların sağlıklarının korunması ve iyileştirilmesi sağlanabilecektir.

Günümüzde Avrupa’da yaklaşık 750 bin tane spor kulübü bulunmakta. Bu sayı her geçen gün de giderek artıyor. ACES’in bu kulüplere tek tek ulaşıp üyelerini bilinçlendirme şansı yok,  ancak her yıl 20’yi aşkın şehre verdiği ‘spor başkenti/kenti/şehri’ misyonu ile aslında bu sorumluluğu şehirlerin belediyelerine delege edebiliyor ve birçok farklı ülke ve kültürde spor yoluyla toplumsal bilinçlendirme yaratmaya çalışıyor. Umarız 2012 Avrupa Spor Başkenti ünvanı, 15 milyona yakın nüfusu olan İstanbul şehri için de spor yolu ile toplumsal gelişimin hızlanmasına ve farklı kültürlerin kaynaşmasına vesile olur.

Kaynak: ACES Websitesi (http://www.aces-europa.eu/)