Sayfalar

6 Ocak 2012 Cuma

Avrupa Futbolunun Kabusu: Afrika Uluslar Kupası!!



İlki 1957 yılında Sudan'da düzenlenen ve Mısır'ın finalde Etiyopya'yı 4-0 yenerek şampiyon olduğu Afrika Uluslar Kupası, 21 Ocak'ta ev sahiplerinden Ekvator Ginesi'nin Libya ile yapacağı maçla başlıyor. Kupa'nın ilk (1957) ve son (2010) şampiyonu olan, aynı zamanda en fazla şampiyonluğa sahip ülkesi olan Mısır ise bu organizasyonda yer almıyor.

Her iki yılda bir düzenlenen bu organizasyon, tüm Afrika kıtasının bir araya geldiği nadir etkinliklerden biri. Çoğu zaman iç savaş, politik huzursuzluk ve yoksulluk gibi sıkıntılı durumlarla gündeme gelen 'Kara Kıta' için nefes aldıkları bir festival aslında Uluslar Kupası. Her ülke taraftarının kendilerine has giyim tarzları, müzikleri, dansları ve diğer kültürel geleneklerini tüm dünyaya gösterebilmeleri için büyük bir fırsat bu kupa. Tabii Afrikalılar festival havasındayken, aynı anda Avrupa futbolu kabus dolu günler yaşayabiliyor.

Her iki yılda bir ara transfer döneminin sonuna denk gelen bu turnuva sırasında üst düzey Avrupa takımlarının çoğu isyan bayrağını çekmekte. Bu durumun nedeni ise basit: Afrika futbolunun 'kaymak tabakası' diyeceğimiz elit oyuncuların Avrupa liglerinde oynuyor olmaları ve bu oyunculardan organizasyon süresince yoksun kalan kulüp takımlarının ciddi anlamda zorluk çekmeleri. Milli maçlarda sakatlanıp sezonu kapatan futbolcular ise cabası!

Zaman zaman 15 gün oyuncusundan mahrum olacak bazı Avrupa takımlarının bu oyuncular yerine transfer bile yaptıklarını görebiliyoruz. Daha da enteresanı, kendi oyuncularının çoğunlukta olduğu milli takımların kupaya erken veda etmesi için dua eden Avrupa takımlarının olması. Hal böyleyken de birinin festivali diğerinin sıkıntısı olabiliyor.


Gelelim Afrika Uluslar Kupası'nın Afrika tarafına. Ekvator Ginesi ve Gabon ortaklığında düzenlenecek bu organizasyon aslında son yıllarda katılan takımlar anlamında en zayıf kupalardan biri konumunda. Son üç kupanın şampiyonu Mısır, son Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Güney Afrika Cumhuriyeti, her zaman favoriler arasında gösterilen Kamerun ve Nijerya gibi ülkeler 2012'de boy gösteremeyecekler. Bu organizasyona katılamayan takımlar kendi aralarında bir turnuva düzenleseler, neredeyse aynı derecede ilgi görürler diyebiliriz.

Dört gruplu ve toplam 16 takımdan oluşan şampiyonanın bu seneki en büyük favorileri ise Fildişi Sahili ve Gana takımları. 2006'da finalde Mısır'a kaybeden Fildişi Sahili ve 2010'daki finalde gene Mısır'a kaybeden Gana ekibi gruplarını lider tamamlayabilirlerse, fikstür avantajları çerçevesinde finale kadar karşılaşmayacaklar. Bu durumda da eğer beklendiği gibi olursa, 12 Şubat'taki finalde Fildişi Sahili-Gana maçını izliyor olacağımız muhtemeldir

Tabi futbolun güzelliği her zaman favorilerin kazanamıyor olması. İkincil durumda favori olarak gösterebileceğimiz takımlar ise Senegal, Mali ve Fas takımları. Ancak Fildişi Sahili ve Gana takımlarındaki kadro derinliğini (Avrupa'da üst düzey oynayan oyuncu sayısı) bu takımlarda göremiyoruz. Belki Senegal bu ikiliyi biraz zorlayabilir. Eric Gerets'in antrenörlüğünü yaptığı ve Marouane Chamakh'ın liderliğindeki Fas takımı da en büyük dördüncü aday benim gözümde.

Ev sahibi iki ülkeyi incelediğimizde ise 'ev sahibi avantajı'nın bile onlar için pek de yeterli olamayacağını söyleyebiliriz. Kupaya beşinci defa katılan ve en fazla Çeyrek Final görebilen Gabon ile ilk defa grup aşamasına çıkma şansına erişen Ekvator Ginesi kupanın sürpriz ekipleri konumundalar. Eğer bu iki ekipten taraftarlarının da desteğiyle müthiş performanslar izleyemezsek, ev sahipleri ilk turda turnuvaya veda edecek gibi görünüyor. Hep birlikte izleyip göreceğiz.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Milli Heyecan!

 
Arda Turan'ı Burak Yılmaz teselli ediyor

Ardımızda kalan Eylül'ün ilk haftası, son yıllarda hatırladığım en heyecanlı milli maç haftalarından biriydi. Önce basketbolda grup maçlarına hızlı bir giriş yaptık ve A Grubu'nun zayıf ekiplerini sırayla dize getirdik. Bu maçlardaki oyuncularımızın hırsı ve mücadelesi Avrupa Şampiyonası'nı ne kadar çok istediklerini bizlere gösterdi.

Ardından, Avrupa Şampiyonası 2012 elemelerinde A Milli futbol takımımız grup sonuncusu olma yönünde 'en iddialı' takım olan Kazakistan'ı uzatmalarda bulduğumuz 'şans golü' ile yendi. Bu maç ile de futbol takımımızın Avrupa Futbol Şampiyonası yolunda ne kadar 'iddialı' olduğunu görmüş olduk.

Hatırladığım en heyecanlı haftalardan biri derken sahadaki oyunun kalitesinden bahsetmedim dikkat ederseniz. Ne yazık ki heyecanlı olduğu kadar aynı zamanda üst düzey de olan bir maç izlediğimi söyleyemeyeceğim. 12 Dev Adam'ın son grup maçında İspanya'yı alt ettiği müsabakayı belki bu listenin dışında tutabiliriz. Ancak bu noktada Türkiye'ye karşı maç kadrosunda olmayan Pau Gasol'ü de unutmayalım. Lakers'lı oyuncunun varlığı tek başına İspanya'yı bu turnuvanın en iddialı takımı yapıyor.

Genel olarak bakarsak, 12 Dev Adam'ın 2012 Londra Olimpiyatları'na kalabilme hedefine çok uzak olmadığını söyleyebiliriz. Ancak Polonya karşısındaki tutuk oyunumuzu ileride tekrarlarsak, işimiz zora girecektir. Her zaman gelip bizi kurtaracak bir Britanya bulamayabiliriz. Sonuçta ilk tur grup maçlarında Britanya kazandığı için biz de kazanmış sayıldık!

Futbolda ise durum biraz daha vahim görünüyor. Heyecan katsayısı olarak tavan yapan iki maç olduğu doğru, ancak bu heyecanın bizden güçsüz rakiplerimize üstünlük kuramamamızdan dolayı son dakikalarda yaşadıklarımızdan dolayı olduğunu kabul edelim. Bizi heyecanlandıran bir futbol oynamıyor Hiddink'in öğrencileri. Ancak, bulamadığımız goller ve pozisyonlar yüzünden Polonya/Ukrayna 2012'ye gidememe heyecanı yaşayacağımız kesin.

Kazakistan maçında üstün oynayıp bir türlü atamadığımız gol yüzünden gerilen sinirlerimiz 90+6'da Arda'nın vuruşuyla boşalmıştı. Avusturya'da ise aynı Arda bu sefer baraj olmamasına rağmen topu kaleciye nişanlayınca gene olan sinirlerimize oldu. Kim bilir, belki Arda da zamanında van Hooijdonk'tan öğrendiğimiz 'baraj olmayınca vurmama' hastalığına yakalanmıştır.

 
Enes Kanter ve Orhun Ene

Sonuç olarak, eğer iki milli takımımızın toplamından bir tane adam seçmem gerekirse gözüm kapalı Enes Kanter'i seçerim. 19 yaşındaki genç pivot hem temel basketbol bilgisi (fundamental) hem de atletikliği ile Türk basketbolunun önümüzdeki 10 senesine damgasını vuracaktır. NCAA kuralları nedeniyle geçtiğimiz 1.5 sene ciddi hiçbir maçta boy gösteremeyen Kanter, bu duruma rağmen Avrupa Şampiyonası'nda yılların deneyimi tadında bir oyun gösteriyor hepimize. Umarım genç basketbolcu NBA'deki lokavtın ardından Utah kariyerine hızlı bir başlangıç yapar.

22 Temmuz 2011 Cuma

Hep Destek Tam Köstek!!




Bir hazırlık maçı.

Fenerbahçe’nin şike soruşturması nedeniyle ligden düşürülme ve büyük cezalar alma ihtimali var. Aziz Yıldırım ve Şekip Mosturoğlu Metris’te. Futbolcular sahada.

Bir hazırlık maçı.

Taraftarlar Aziz Yıldırım maskeleri ile tribünde. Stadyum Aziz Yıldırım posterleri ve destek pankartları ile süslenmiş.

Bu bir hazırlık maçı! Bir dakika, yoksa değil mi??!!

...

Ben Metin Oktay’ları, Baba Hakkı’ları, Lefter’leri canlı izleyemedim. İslam Çupi’yi gününde okuyamadım. Büyüklerimizin hep bahsettiği ‘futbol ruhu’nu, ‘centilmenlik’i, ‘tribünde karışık oturan taraftarlar’ı göremedim ben.

Peki dün akşam ne gördüm, biliyor musunuz?


Kulübü başkanından ibaret sanan, takımını desteklemek(!) için rakibe, hakemlere, medyaya, hatta yargı organlarına, kısacası sarı-lacivert olmayan her şeye nefret kusan, böyle yaparak da kulübünü desteklediğini sanan insan kitleleri gördüm.

Yargıya intikal etmiş bir soruşturma karşısında tek bir ağızdan ‘G..nüz yiyorsa düşürün bu takımı!’ diye bağıran binlerce insan gördüm.

Bir medya patronunun bir kulüp başkanı ile sözde gerginliğinden dolayı işini yapmaya çalışan medya mensuplarına saldırıp, onları saha dışına süren ve bunun kulübü desteklemek olduğunu sanan tribünler dolusu insan toplulukları gördüm.

Maç oynanırken sahaya atlayıp kulübünün başkanına desteğini gösteren ve görevini yapmaya çalışan güvenlik görevlisini de tartaklayan ‘taraftarlar’ gördüm. Akabinde sanki hiçbir şey olmamış gibi bu taraftara tribündeki yerine kadar eşlik edildiğini gördüm!

Bu taraftarı gören ve önce alkışlarla desteğini veren, daha sonra da ‘ben neden tribünde duruyorum ki zaten!’ deyip sahaya atlayan binlerce insan gördüm. Çimlerde yuvarlanıp fotoğraf çektiren, kale filelerine asılan, korner bayraklarını söken, santra noktasına iskemle koyup üzerinde zıplayan küçüklü büyüklü, kadınlı erkekli ‘taraftarlar’ gördüm.

...

Eğer taraftarlık buysa, artık ben bu takımı desteklemeyeceğim. Diğer takımların taraftarları da boşuna sevinmesin. Çünkü renkler değişebilir ama altında saklanan ve kendine taraftar diyen bu canavarlar tüm takımlara yayılmış durumda.

Eğer taraftarlık kulübü değil, kişileri körlemesine  desteklemekse ve bu destek uğruna anarşiye başvurmaksa, futbol benim için bitkisel hayata girmiştir. Bu sözde-taraftarlar tribünlerden yok olmadan da eski haline dönemeyecektir...